Selahattin Demirtaş’ı bir rahat bırakmıyorlar! |

18.05.2026 medyascope.tv

18 Mayıs 2026’da medyascope.tv'de yaptığım değerlendirmeyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Selahattin Demirtaş yine dillerde; kendisi konuşmuyor, yazmıyor. Ziyaretçi sayısını alabildiğine azalttı ama hakkında yine çok sayıda spekülasyon yapılıyor. Bu sürece, çözüm sürecine olumsuz bakanlar, başından beri karşı olanlar şu ya da bu nedenle, farklı nedenler var, ya da bunun sonuç alamayacağını düşünenler, yani karşı olmasalar da buradan bir sonuç çıkmayacağını düşünenler, İmralı-Kandil arasında sorun çıkma beklentisi de gerçekleşmedikten sonra daha çok Selahattin Demirtaş'a yöneldiler. Onun sessizliği tercih etmesi de aslında bunu biraz mümkün kılıyor. Çünkü kendisi hakkında yazılıp çizilenlere, söylenenlere cevap vermiyor. Yakından takip ettiğini biliyorum her şeyi, hakkında söylenenleri de; ama esas olarak çözüm sürecini çok yakından takip ettiğini biliyorum ama kamusal alana çıkmayı tercih etmediğini de biliyorum. Bunu zaten hepimiz biliyoruz.
Şimdi hep şu yapılmaya çalışıldı, uzun zamandan beri yapılan bu: Öcalan'ın karşısına çıkartılmak istendi Selahattin Demirtaş. Bu olabilir, insanlar bunu isteyebilir ama burada Demirtaş'ın da kendini Öcalan'a rakip gördüğü düşüncesi de çok işlendi. Fakat bu doğru değil. Demirtaş'ın Abdullah Öcalan'ın konumunu, önemini bildiğini, bu hareketin lideri olarak onu kabul ettiğini biliyor olmanız lazım. Ben biliyorum, başkaları da, yakından takip edenler de bunu biliyorlar. Demirtaş'ın Öcalan aleyhine herhangi bir lafını, sözünü falan görmedik. Bir tek 2019'da İstanbul’da yenilenen seçimler öncesinde Öcalan'ın "tarafsız kalın" çağrısına rağmen Demirtaş'ın Ekrem İmamoğlu'nu açıkça işaret etmesi büyük bir kopuş olarak tanımlanmıştı. Fakat bunun aslının öyle olmadığını ben yaptığım bir haberde kronolojisini sıralayarak gösterdim. Aslında şöyle söyleyeyim: Ben de öyle sanıyordum fakat Demirtaş'ın yakın çevresinden onun öyle olmadığını öğrendim. Kanıtlarıyla bana gösterdiler ve ben de onu yazdım. Demirtaş, Ekrem İmamoğlu desteğini verdiği zaman Öcalan'ın tarafsız kalma çağrısı yaptığından haberi yokmuş. Daha doğrusu o haber ondan gizlenmiş. Kim gizlemiş? Dönemin siyasi partisi.
Şunu söylemek lazım: Demirtaş'ın dün HDP ile, HDP yönetimindeki bazı isimlerle, bugün de DEM Parti ile arasının çok iyi olduğu söylenemez ya da bazı kişilerle bazı sorunlar yaşadığını kestirebiliyoruz, biliyoruz. Ama onun partiyle olan ilişkisindeki sorunlar Öcalan'la bir soruna yol açmıyor. Onu da özel olarak vurgulamak lazım. Şimdi ne oldu? Geçenlerde Diyarbakır'da Sur Ajans, "Öcalan Görüşme Notları" diye bir metin yayınladı. Metin çok çarpıcıydı ve kısa bir süre sonra da kaldırıldı. Kaldırıldı ama birileri onu kopyalamışlar herhalde ve tekrar sosyal medyadan dijital ortamda bunu piyasaya sürdüler. Daha önce Öcalan'ın görüşme notları hakkında çok haber yaptım, çok görüşme notu okudum. Bu görüşme notundan benim haberim yoktu ve anladığım kadarıyla ben en son şubat başındaki görüşme notlarından hareketle bir haber yapmıştım. Bunun, şubat ortasında İmralı heyetiyle yapılan görüşmenin notları olduğu iddia ediliyor. Çok net değil ama böyle iddia ediliyor. 27 Mart'taki o çok büyük heyetler arası müzakerenin notları olduğunu sanmıyorum. Bu çünkü bambaşka bir atmosferde gerçekleşmiş 5 saatlik bir buluşmaydı. Bunun muhtemelen İmralı heyetinin 16 Şubat, yanılmıyorsam, orada yaptığı görüşmenin notları olduğu söyleniyor.
Orada Demirtaş'la ilgili Öcalan'ın lafları var, çok sert: "Ya katkı sunacak ya da ağzını kapatacak. Kapatmazsa ben kapatacağım. Baş müzakereci benim. Bilmiyor mu?" Şimdi, Öcalan bunu etti mi etmedi mi, bu konuda bir şey söylemek mümkün değil. Sonuçta sızdırılmış bir belgeden bahsediyoruz. Pekâlâ olabilir. Fakat burada çok mantık hatası var. "Ağzını kapatacak." dediği Demirtaş'ın ağzının açıldığını görmedik. "Baş müzakereci benim, bilmiyor mu?" lafına aykırı bir hareket içerisinde olduğunu da görmedik. Hatta şunu da söyleyebiliriz: Daha İmralı heyeti teşkil edip Öcalan'la görüşmeye gitmeden önce Demirtaş'ın Öcalan'a desteğini, yeni başlaması söz konusu olan sürece desteğini açık bir şekilde ilettiğini de biliyoruz ve hiçbir şekilde de şu ana kadar kamusal alanda Öcalan'ı rahatsız edecek hiçbir şey yaptığını görmedik. Onun dışında tabii ki birtakım ziyaretlerde, özellikle DEM Parti'den insanlara bir şeyler söyleyip onlar Öcalan'a iletilip Öcalan ona kızdıysa bilmiyorum. Fakat bu haliyle bu sözler biraz yadırgatıcı. Nitekim daha sonra 27 Mart'ta yapılan görüşmede Öcalan'ın DEM Parti heyetine, İmralı heyetine Demirtaş'ın gönlünü almaları için talimat verdiğini öğrendik. Biz de bunun haberini yaptık, birçok kanaldan doğrulattık bunu. O anlamıyla bu söylenenler bana biraz ters geliyor ama ‘‘söylememiştir’’ diyebilecek halimiz yok. Fakat şurası muhakkak; ağzını kapatmasını gerektirecek bir fiiliyat yahut da faaliyet içerisinde değil Demirtaş. Onu özellikle vurgulamak lazım.
Daha sonra şöyle bir şey çıktı, Levent Gültekin bunu söylemiş, başkaları da ona katıldı herhalde: Öcalan, Erdoğan'a destek vermeye karar veriyor ama Demirtaş buna karşı çıkıyor, "Asla ben bu desteği vermem." diyor ve bunu çok net bir şekilde söylediler ve bu yüzden sürecin tıkandığını söylediler. Bunun doğru olmadığını biliyorum. Çünkü Demirtaş böylesi önemli bir konuda, böylesi önemli bir iddiayı, yani bu kadar büyük bir çıkışı yapmış olsaydı bunun yansımalarını bir yerlerde görürdük. Ama Demirtaş'a çok yakın isimler kendisine anladığım kadarıyla bu iddiaları iletiyorlar ve o da bundan çok rahatsız olduğunu beyan etmiş. Benim bildiğim budur. Ama zaten şu ana kadar bu süreci yakından izlemeye çalışan birisi olarak burada söylenenler hiçbir şekilde sürecin gidişatına uyumlu şeyler değil. Bir kere DEM Parti'nin ve Öcalan'ın Tayyip Erdoğan'ın yeniden seçilmesi için angaje olmaları diye bir durum en azından şimdilik yok. İleride de olacağını açıkçası sanmıyorum. Ve angaje olsalar da partinin tabanının olduğu gibi Erdoğan'a oy vereceğine de emin değilim. En azından karşısındaki adayın kim olacağına bakacaklardır. Öcalan'ın böyle önemli bir konuda, böyle kritik bir konuda bu kadar net bir tavır alması bana çok akla yatkın gelmiyor.
Ama diyelim ki böyle bir çizgi var ve Öcalan liderliğindeki hareket önümüzdeki süreçte böyle bir şey yapmaya karar verdi. Tekrar söylüyorum, sanmıyorum böyle olduğunu ama eğer böyle bir şey varsa, bugünden kararı alınması gerekecek şekilde böyle bir şey varsa buna Selahattin Demirtaş karşı çıkmaz. Eğer bu karar Öcalan tarafından alınıp Kandil ve parti tarafından, Avrupa tarafından da onaylanırsa orada Selahattin Demirtaş'ın bir meydan okuma yoluna gireceğini düşünmek Kürt hareketini ve Demirtaş'ı tanımamak olur. Ama burada şunu görüyoruz: Birileri bu sürecin yaşadığı sorunları böyle birtakım iç kavgalarla, Kürt hareketi içerisindeki iktidar kavgalarıyla anlatmaya çalışıyorlar. Ama hiç de böyle değil benim bildiğim. Burada bir tıkanma varsa bu esas olarak siyasi iktidarın içerisinden kaynaklanıyor ve Erdoğan'ın bu sürecin kendisine oy kaybettirmesinden korkmasından kaynaklanıyor. Yoksa, ‘‘Süreç aslında iyi gidiyordu ama Selahattin Demirtaş önüne taş koydu’’ ya da ‘‘Selahattin Demirtaş çıktı konuştu, Öcalan'ın otoritesini sarstı’’ gibi spekülasyonların olayın gidişatıyla alakalı olmadığını net bir şekilde söyleyebiliriz.
Tabii ki bunu arzulayanlar var. Bunu arzulayanların Selahattin Demirtaş'ı çok da sevdiklerine de emin değilim açıkçası. Ona çok büyük önem atfettiklerinden emin değilim. Esas olarak amaçları herhalde Demirtaş'ın özgül ağırlığının bu sürecin akamete uğramasına hizmet etmesini diliyorlar. Ama Demirtaş'ın böyle bir şey yapmasını beklemek bence fazlasıyla saflık olur, Demirtaş'ı tanımamak olur, Kürt hareketini tanımamak olur, Öcalan'ı da tanımamak olur. Öcalan'ın Selahattin Demirtaş'ı dışlayarak bu işi sürdüremeyeceğini bilmek lazım. O aradaki dengeyi, aralarındaki ilişkiyi ve dengeyi okuyabilmek için bu hareketin birçok yönünü ve tarihini biraz bilmek lazım. Şu haliyle bu konuda yapılan spekülasyonlar bana fazlasıyla, art niyetli demeyelim ama fazlasıyla gerçekle ilişkisiz geliyor. Göreceğiz. Çok kısa bir süre içerisinde Demirtaş'ın Öcalan çizgisinde bu süreçte önemli bir rol oynadığına tanık olacağız diye düşünüyorum.
Bugünün ithafı bir büyük kadın oyuncuya: Zeliha Berksoy'a. Zeliha Hanım, tabii ki öncelikle tiyatroyla kendisini göstermiş bir isim. Tiyatronun sadece oyunculuğu değil aynı zamanda hocalığını yapıyor. Konservatuvarda tiyatro hocalığı yaptı, profesör unvanına sahip. Şu anda galiba 80 yaşında, maşallah. Hayatı zaten hep sahnede geçmiş. Annesi meşhur opera sanatçısı Semiha Berksoy, babası da piyanist Ercüment Bey. Onların çocuğu olarak zaten hayatı yani buna mahkûm olmuş diyelim. Ve oyunları; şu anda ‘‘Keşanlı Ali Destanı’’nı görüyoruz; Ferhan Şensoy yönetiyor, mesela yıllar önceki bir oyun ya da Dostlar Tiyatrosu’nda ‘‘Asiye Nasıl Kurtulur?’’ Ortada gördüğünüz Macit Koper. Macit Koper'den de daha önce bahsetmiştik. Bir de kim var? Meral Niron var. O da tiyatronun çok önde gelen kadın oyuncularından birisiydi, özellikle 70'li, 80'li yıllarda; onları özellikle vurgulamak lazım. Zeliha Berksoy'un sinema serüveni de var. Bu, ‘‘Film Bitti’’ filmi, Kadir İnanır'la birlikte oynadıkları ya da Tarık Akan'la ‘‘İkili Oyunlar’’. Ama daha çok, esas olarak tiyatroda kendisini biliyoruz. Zeliha Berksoy'un bir dönem Bakırköy Belediye Başkanlığı da yapan, Bakırköy Sinir Hastalıkları Hastanesi'nin başhekimliğinden de bilinen Yıldırım Aktuna'yla kısa bir evliliği olduğunu ve oradan Oğul adında bir çocukları olduğunu da biliyoruz. Zeliha Hanım ne zamandır gözükmüyor ya da ben görmüyorum ama herhalde her şeyi takip eden... Çünkü onun kuşağı öyle insanlardı. Tam 47'liler kuşağından, yani 68 kuşağının insanı. Evet, bu da ‘‘Asiye Nasıl Kurtulur?’’ Orada da Müjde Ar'la birlikte oynamışlardı. Zeliha Berksoy'a buradan saygılarımı iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, hepinize iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.05.2026 Mutlak butlan Erdoğan'ın derdine derman olur mu?
21.05.2026 Taha Akyol yorumluyor: Hiçbir hukukçunun havsalasının alamayacağı bir karar
20.05.2026 Burak Bilgehan Özpek ile söyleşi: "Öcalan’ı merkeze alan bir süreç AKP için çok riskli"
20.05.2026 Çözüm süreci sadece Bahçeli ile yürüyebilir mi?
19.05.2026 Transatlantik: Trump Çin'de ne umdu ne buldu? | Hürmüz Boğazı bilmecesi
19.05.2026 Devlet Bahçeli süreç konusunda ne kadar samimi? | Prof. Mehmet Gürses ile söyleşi
18.05.2026 Gürkan Çakıroğlu: “Sürecin artıları MHP’ye, eksileri AK Parti’ye yazar”
18.05.2026 Vahap Coşkun ile söyleşi: Bahçeli’nin yazısı ne anlama geliyor?
18.05.2026 Selahattin Demirtaş’ı bir rahat bırakmıyorlar! |
22.05.2026 Kadri Gürsel yorumluyor: Bu aslında bir partiyi kapatma kararı
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı